Bir devletin gazilerine nasıl davrandığı, aslında kendisine ne kadar saygı duyduğunu gösterir.
Çünkü gazi; sıradan bir kamu görevlisi değildir. Gazi, gerektiğinde canını ortaya koymuş, bedeninin bir parçasını bu ülkeye emanet etmiş insandır.
Bu nedenle gazilere yönelik her muamele, sadece bir kişiye değil, devletin kendi hafızasına ve kendi onuruna yapılmış sayılır.
Önümde Ankara Valiliği İl Milli Eğitim Müdürlüğü'nün 23 Haziran 2026 tarihli resmi yazısı duruyor.
Muhatap: 15 Temmuz Gazisi Emre Doğan.
Konu: Emre Doğan.
Dayanak: Eğitim Müfettişleri Başkanlığı'nın 16 Haziran 2026 tarihli yazısı.
İmza: Şube Müdürü Bayram Can.
Ve yazıda deniliyor ki:
"Eğitim Müfettişleri Başkanlığı'nın ilgi sayılı yazısındaki karar gereğince Sağlık Bakanlığı'na bağlı Etlik Şehir Hastanesi Psikiyatri Bölümü'ne birinci dereceden bir yakınınızla gitmeniz ve muayene olmanız gerekmektedir."
Bir kez daha okuyun.

Bu yazının muhatabı, omurilik felçlisi bir 15 Temmuz gazisi.
İddialara göre mesele işe geç kalması.
Omurilik felçlisi işe geç kalsa ne olur, işe gelmese ne olur?
Peki devletin ilgili kurumları ne yapıyor?
Önce fiziksel durumunu araştırıyor mu?
Hayır.
Çalışma şartlarının engeline uygun olup olmadığına bakıyor mu?
Hayır.
Yaşamını nasıl sürdürdüğünü, her gün hangi zorluklarla mücadele ettiğini sorguluyor mu?
Hayır.

Sonuçta ortaya çıkan tablo şu:
Tuvalet ihtiyacını bile çoğu zaman yardım almadan karşılamakta zorlanan bir gaziye, psikiyatri bölümüne gitmesi gerektiğini bildiren resmi bir yazı gönderiliyor.
Burada mesele hukuki prosedür değildir.
Elbette devlet gerekli gördüğünde sağlık raporu isteyebilir.
Hiç kimse hukukun ve mevzuatın üzerinde değildir.
Ancak hukuk ile vicdan arasındaki çizgi kaybolduğunda ortaya böyle görüntüler çıkar.
Sorulması gereken soru şudur:
Eğitim Müfettişleri Başkanlığı bu kararı hangi gerekçeyle aldı?
Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Emre Doğan'ın fiziksel durumunu ne kadar değerlendirdi?
Omurilik felçlisi bir gazi hakkında alınan bu kararın insani sonuçları düşünüldü mü?
Yoksa bürokrasi, insanı görmeden sadece dosyaya mı baktı?

Dünyanın gelişmiş ülkelerinde gazilere yaklaşım bambaşkadır.
Amerika Birleşik Devletleri'nde gaziler için özel sağlık sistemleri ve özel kamu programları vardır. Amaç onları cezalandırmak değil, yaşamlarını kolaylaştırmaktır.
İngiltere'de gazilere yönelik yaklaşımın temelinde "minnet borcu" anlayışı bulunur. Devlet kurumları gazilerin önüne engel koymaz, engelleri kaldırmaya çalışır.
Fransa'da gaziler ulusal hafızanın yaşayan kahramanları olarak kabul edilir.
İsrail'de yaralanmış asker ve gaziler için devletin bütün imkanları seferber edilir.
Çünkü bu ülkeler bir gerçeği bilir:
Gazilere gösterilen saygı, gelecekte ülkesini savunacak insanlara verilen mesajdır.
15 Temmuz'da insanlar tankların önüne çıktı.
Kurşunların karşısında durdu.
Bu ülkenin demokrasisi için bedenlerini ortaya koydu.

O günlerde meydanlarda "kahraman" ilan edilen insanlar, bugün bürokrasinin soğuk koridorlarında psikiyatri yazılarıyla karşılaşıyorsa burada ciddi bir vicdan sorunu vardır.
Devlet ciddiyeti sadece yönetmelik uygulamak değildir.
Devlet ciddiyeti, fedakârlık yapmış insanlara karşı ölçüyü, nezaketi ve vefayı koruyabilmektir.
Bugün cevap bekleyen soru basittir:
Omurilik felçlisi bir gaziye gönderilen bu yazı, devletin gazilerine duyduğu saygıyı mı gösteriyor, yoksa bürokrasinin vicdanını mı?

Çünkü gaziler devletin yükü değildir.
Onlar bu milletin şeref madalyalarıdır.
Şeref madalyalarına dosya muamelesi yapıldığı gün, yara alan sadece bir gazi olmaz; devletin vicdanı da hasar alır.
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ve Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin umarım ilgililere gereken en sert yanıtı, en kısa zamanda verecektir.
Takip edecegiz!
VELHASIL: Sorunları çözmeye çalışırken, o sorunları yaratırken kullandığımız düşünce yapısını kullanamayız.
- EİNSTEİN